15 temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2017 Salı

Kahramanlara Şahitliğimdir



"Kahramanlar olağanüstü zamanlarda inanılmaz işler yapan normal insanlardır." Bu sözü nereden okuduğumu hatırlamıyorum. Okuduğum zaman kesinlikle doğru bir tespit diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü bizim tarihimiz sıradan insanların kahramanlıklarıyla doludur. 15 Temmuz 2016 tarihine kadar bu kahramanlıklar bize uzaktı. Nene Hatunları, Sütçü İmamları hepimiz bilirdik lakin bu insanların kahramanlıklarını idrakine vardığımız vaki değildi. 15 Temmuz 2016 günü bir şey oldu ve biz bu kahramanlarla tanıştık, yan yana kol kola durduk. 

15 Temmuz 2016 gününü yani bir grup teröristin kendi halkını katletme planları yapıp kahramanların altında ezildiği o günü yaşadığım en özel günlerden biri olarak hatırlıyorum. Akşam on buçuk gibi eve dönmüştüm. Çocuklarımı yatırıp ne var ne yok bakmak için bilgisayar başına geçtim. Gördüğüm ilk şey Boğaz Köprüsü'nü(Bizim için o köprünün adı artık Şehitler Köprüsü'dür) kapatan askeri kamyonlarla ilgili haberlerdi. Tam o sıralar twitterı yavaşlatmaya karar verdi sevgili büyüklerimiz ve ne olduğunu anlamamız biraz uzun sürdü. Twitter erişimi ara ara geliyordu. Terörist saldırı mı var? İhbar mı var? tweetleri arasında birinin gönderdiği bir videoyu gördüm. Bir sahilde askerin bir tanesi insanlara evlerine gitmeleri gerektiğini söylüyordu. Neden diye soran birine TSK ülke yönetimine el koydu diye cevap veriyordu. Şoka girmedim, şaşırmadım bile. Çok enteresan anlardı benim için. İnsanların ekseriyetle krize girdiği anlarda aşırı sakin kalabilmek gibi bir özelliğim var. Belki ondan belki darbe olmasını bekliyor oluşumdan sakince TRT'yi açtım. Öyle ya bir darbe varsa bunu TRT'den ilan etmeleri gerekiyordu. Ama TRT normal yayınına devam ediyordu. Tekrar twitterda gezinmeye başladım. Derken TRT'de hava durumu yayını başladı. Herkes darbeden söz ederken TRT'nin hava durumu yayınlaması garibime gitti. Yaklaşık 2 dakikalık yayın bir kaç kez dönünce anladım ki teröristler TRT'yi ele geçirmiş ve açıklamaya hazırlanıyorlardı. Bir süre bekledikten sonra açıklama düştü ekranlara. 

80 darbesine dair binlerce şey okumuş ya da dinlemişimdir. Askerin insanlara nasıl zulmettiğini, gözaltıları, işkenceleri, darbenin ardından gelen ve benim yaşıtım olan herkesin yaşadığı kısıtlamaları iyi biliyordum. Tepkimi göstermek için dışarı çıkmam gerektiğini biliyordum. Yaşadığım ülkeye, çocuklarımın hayatlarına yapılan bu eylemi engellemem gerektiğini, engellemeyesem bile çocuklarımın yüzüne bakacak kadar bile olsa karşı durmam gerektiğini biliyordum. Oturduğum çevrede gel birlikte darbeye karşı duralım diyebileceğim tanıdığım kimse yoktu. Tek başıma da olsa çıkmam gerektiğini düşünüp yola koyuldum ve Sultanbeyli merkeze indim. Meydanda çok kalabalık olmayan bir grup toplanmıştı. Aralarına katıldım. Bu arada durumu kontrol etmeye devam ediyordum. İnsanların yazdıklarından bazı yerlerin çok kritik durumda olduğunu ve çatışmalar yaşandığını öğrendim. Bunların arasında bana yakın olan ve gidebileceğimi düşündüğüm yerler Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri ve Çengelköy'dü. Boğaz Köprüsü'ne gitmeye karar verdim. Sultanbeyli'de herhangi bir çatışma yoktu çünkü. Bu denli büyük bir olayın gerçekleştiği bir zamanda, bulunacaksam en kritik noktalardan birinde bulunmalıydım. Fakat telefonumun şarjı bitmek üzereydi. Eve döndüm telefonumu şarja taktım. Üstümü değiştirdim. Abdest alıp yatsı namazını kıldım. Tekrar olayların durumunu kontrol edip yola koyuldum. O gün sokağa çıkanların geneli aileleriyle helalleştiğinden bahsediyor. Bense çocuklarıma bakarken vazgeçerim diye korktum ve odalarına bile giremedim. Dua ederek çıktım sokağa. Boğaz Köprüsü'ne gidecektim. Benzinliğe uğradım, sıra vardı. Belki dönemem kolay kolay diye düşünüp para çektim. Sigara aldım bir kaç paket. Atm ve benzinlik kuyruklarının, fırın önünde bekleşen kalabalıkların arasından geçtim. Dışarısı ilk çıktığım zamana göre çok kalabalıklaşmıştı. Yolda Cumhurbaşkanı'nın insanları meydanlar çağırdığını öğrendim. 

TEM kapalıydı. Yanyoldan köprüye doğru yola çıktım. Dudullu civarından TEM'e girdim. Tamamen boş yolda hızla yol alıyordum ki Ataşehir'de köprüye giden yolu kamyonlar kapatmıştı. Aynı yoldan ters istikamete dönüp çıkış aramaya başladım. Biraz ilerledikten sonra 4 tane polis beni durdurdu. Trafikte sıkışmışlar. Bizi Çamlıca Gişelere götürür müsün dediler aldım arabaya. Polis telsizinden hem helikopterlerden ateş açıldığını hem de köprüdeki çatışmanın durumumu öğrendim. Sanırım konuşan emniyet müdürü idi ve şöyle diyordu "her türlü ateş serbest". İyiden iyiye bir savaşın içine doğru gittiğimin farkına varmaya başladım. Polisleri bıraktıktan sonra köprüye doğru tekrar yola koyuldum. Kendimce ara yollardan bir rota çizdim. E5'e indim. Göztepe'de halkın ele geçirdiği tankı gördüm. Tankların sokaklarda olduğu haberlerini almıştım ama E5'in orta yerinde o tankı görene kadar durum benim için somutlaşmamıştı. Çünkü güzergâhımda ne bir çatışma ne de tank vs. vardı. Savaş somutlaştıkça ben korktum. Korktum ama ilerlemeye devam ettim. Altunizade Köprüsü'nün altında trafik durmuş gibi görünüyordu. Arabayı oraya bırakıp yürümeye başladım. Yol boyu şahadet ve salavat getirdim. Yürürken çok şiddetli bir patlama sesi duydum. Top atışı olduğunu düşündüm. Sonradan öğrendim ki o ses sonik patlama sesi imiş ve insanların kalbine korku salmak için yapılmış. İnsanların bir kısmı geri dönüyordu. Yetişemedim diye düşünmeye başladım. İlerledikçe çatışma seslerini duydum. Köprüye ulaştım. Binlerce insanın tanklara, uçaklara, kurşun yağmuruna sonik patlamalara rağmen orada olduğunu gördüm. O kalabalığı görünce bu savaşı kaybetmeyeceğimizi anladım. Köprünün avrupa yakasından geliş istikametinde gişelere 200 metre kadar uzakta duvar dibinde çatışmayı izlemeye başladım. Orada bekleyen bir kaç polis arabasının arkasında olduğumuzu ve teröristlerin oraya doğru ateş açtığını anlayınca biraz üstteki ağaçların arasına çıktım. Ben çıkarken bira önce bulunduğum yerin önüne TOMA'larla set yaptı polis. Silah sesleri çok kısa aralıklarla dursa da hiç kesilmiyordu. Neredeyse 5 dakikada bir biri vuruluyordu. İnsanlar yaralıyı bir arabaya taşıyor, gönderiyor ve direnmeye devam ediyordu. Teröristler ateş ettikçe Allah-u Ekber nidaları da şiddetleniyordu. Teröristlerin bulunduğu noktaya çok yakın konumlarda, gişelerin beton duvarları arkasında bekliyordu insanlar. Kimsenin geri adım atmadığını görmek ve hiç tanımadığım binlerce insanla bir olmak beni biraz cesaretlendirdi. Birkaç dakika sonra biraz önce bulunduğum duvar dibinde bir kişi başından vurularak şehit düştü. Üzerini örttüler. Güneş doğmaya yaklaşınca sabah namazını kılmak için düz bir yer bakındım. Bir kaç kişinin cemaat olduğunu görüp yanlarına durdum. Bir anda kurşun sesleri çoğaldı. Bulunduğumuz yere doğru ateş ediyorlardı. Yine korku. Dizlerimin bağı çözüldü. Kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki bir an düşecek gibi oldum. Sonra eğer ölürsem şehit olacağım geldi aklıma. Çok da kayda değer olmayan bir hayat yaşamış birine göre çatışma alanında ve dahi namaz esnasında vurulup şehit düşmek çok büyük bir ödül sayılırdı. İçime düşen ferahlığı ve kıldığım namazdan aldığım zevki tarif edemem. 

Namazı kıldıktan çok kısa bir süre sonra insanların önüne set olarak çektikleri TOMA'lardan birine tank ile ateş edildi. Bulunduğumuz yer sarsıldı. Kafamı kaldırıp bakınca tank mermisinin TOMA'yı delip geçtiğini ve arkasında bir süre önce benim de durduğum duvarın dibinde bekleyen bir kaç insanı şehit ettiğini gördüm. 3 kişi şehit oldu diyordu kalabalıktan birisi. Detayları anlatmayacağım. Kamera kayıtlarını, resimleri gördü artık herkes. Tank ateşinin üzerinden çok zaman geçmeden teröristlerin bulunduğu yerde bir hareketlilik oldu. Siper alan teröristler ortaya çıkmaya başladı ve teslim oldular. Biz kazandık. Biz kazandık cümlesi daha önce hiç kurmadığım bir cümle idi. O an kim olduğunu hiç bilmediğim sonradan gördükçe, okudukça tanıdığım binlerce insanlar birlikte aldık köprüyü. Biz kazandık. 

Köprü artık bizimdi. Binlerce insan hep birden köprüye doğru koşmaya başladı. Ben sakin adımlarla yavaş yavaş ilerledim. Çatışmanın bitmesi beni rahatlatmıştı. Köprüyü girip biraz ilerledikten sonra tankların üzerine çıkan insanların yanından geçtim. Binlerce mermi kovanı vardı. Bir kaç tanesini toplayıp cebime attım. Tankların üzerindeki insanların resmini çektim. Korkuluklardan atlayıp köprünün kenarına geldim. Güneş yeni doğmuştu ve İstanbul enfes görünüyordu. O an ne tanklar kaldı aklımda ne sürekli artan kalabalık. Bulunduğum yerden boğazın resmini çektim. Sonra bir sigara yakıp seyretmeye başladım. Öyle ya madem köprüyü düşmanın elinden almıştık keyfini sürmek lazımdı. Kısa bir süre de olsa köprünün ve İstanbul'un keyfini çıkarmak için yürüyerek karşıya geçmeye karar verdim. Köprüden yürüyerek geçmek öyle kolay kolay mümkün olacak bir şey değildi çünkü. Daha köprünün ortasına gelmemiştim ki bir arbede oldu. Polis teslim olan askerleri halktan korumaya çalışıyordu. Sabaha kadar çatışma alanında durup, yanında yöresinde bir çok insanın öldüğüne şahit olan halk askerlerin kendilerine teslim edilmesini istiyordu. Kalabalık dağılmaya yanaşmayınca TOMA'dan su sıkıp biber gazı attılar üstümüze. İçimden iki dakika keyif yaptırmadınız diye atarlandım polislere. 

Oradaki işimin bittiğine karar verip geriye döndüm. Bu arada Çengelköy'de çatışma sürüyordu. Bu kadar soluklanmak yeter deyip oraya gitmek üzere yürümeye başladım. Bu arada ülkenin bir çok yerinin kurtarıldığı haberleri gelmeye başladı. Daha köprüden çıkmamıştım ki Çengelköy'deki çatışmanın sona erdiği haberi geldi. Eve dönmeye karar verdim. Arabaya kadar tekrar yürüdüm. Güneş kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Arabaya ulaşana kadar kan ter içinde kaldım. Dedim şu rezilliğimin bir fotoğrafını çekeyim. Sonra utandım, vazgeçtim. İnsanların kanlarını akıttığı yerde birazcık yorgun ve terlemiş halimi hatırlatacak bir fotoğrafı çekmekten hicap duydum. Arabaya bindim ve yine ters istikametten ilerlemeye başladım. Radyoyu açtım TRT Radyo 3'te klasik müzik çalıyordu. Camları açtım rüzgar yüzüme vurdu. Bir elimi camdan dışarı çıkardım. Rüzgarı iyice hissetmek istedim. Yaşadığımı çok yoğun hissettiğim anlardan birindeydim. Sürekli hamdederek ve muzaffer bir gülümseme ile döndüm eve. Çocuklarım hâlâ uyuyordu. Öptüm birkaç kez. Geleceklerinin kurtulmasında zerre miktarı da olsa bir katkım olduğu için şükrettim. Sonra bilgisayarın başına geçip o gece ne olup bittiğini anlamaya çalıştım.
Darbe teşebbüsünün üzerinden 10 gün geçti. Hikâyeler, videolar, resimler önümüze düştükçe o gece vatanın her yanında binlerce insanın kahramanlaştığına şahit olduk hepimiz. Eskiden bize anlatılan ve itiraf edelim bazen inanmakta zorluk çektiğimiz kahramanlık hikâyelerinin gerçek olduğunu da anladık böylece. Bu güne kadar o gece başımdan geçenleri anlatmaya pek hevesli değildim. Anlatmaya değer bir hikâyem olduğunu düşünmüyordum. Niye mi yazdım? Şahitliğimi anlatmak için.

Diyeceğim o ki ben o kahramanların bir kısmıyla birlikte bulundum. Hepsi biraz deliydi. Öyle ya tankların, uçakların, kurşun yağmurlarının önüne durmak pek de akıl kârı bir iş değil. Pek muteber akıl sahipleri itidal çağrıları yaparken onlar sokaklardaydı. Onlarla yürüdüm, nöbet bekledim, sigara içtim, sohbet ettim. Kanlarının aktığını gördüm, vücutlarının parçalandığını. Orada o yiğitlerle bulunmaktan şeref duydum. Onlar tanklara, kurşunlara karşı yürüdü, gördüm. Şahidim. Kimi gazi oldu, kimi şehit. Ben kaldım. Bana da anlatmak düştü.