Herkes dosta verdi
ifadesini,
Bizimkini ülüzgara yazdılar
Sümmani
İnsana nereden geldiği belli olmayan(benim nereden geldiğini
anlamadığım mı demeliyim?) bir dert çekme biçiminin, insandan taşması haline
şiir diyorum ben. Çünkü ne yapsam onunla birlikte yaşayamadığım bir hâl
üzre oldum ömrüm boyunca. Yalnızlık mı dersiniz, hiçbir dış etken olmaksızın
insanın içinde doğan, büyüyün bir gâm/keder/kasavet hâli
mi dersiniz bilmem, gerçekten bilmem çünkü tanımlamak için bir dolu kelime
kullanabildiğim bu hâli bir yere oturtabilmiş değilim.
Octavio Paz’ın şiirlerinden birinde denk geldiğim bir kelime
var: sunyata. Sanskritçe bir kelime. Mutlak boşluk anlamına geliyor. Hiçlik ve
tükenmişlik gibi anlamlara geldiğini de okumuştum. İlgimi çeken mutlak boşluk tanımı oldu.
Sanıyorum Budist inancından kaynaklı bir tanımlama bu. Bizim dünya hayatı
boştur tanımımıza yakın ama dünya hayatı ile değil de insanın ruh hâli
ile alakalı bir tanım anladığım kadarıyla. Bana ne gâvurun inancından deyip çok
da irdelemedim açıkçası. Ve lakin içinde kendimi bulduğum hâli
tanımlamamda yer yer işime yaradığı aşikâr.
İşte bu mutlak boşluk hâli, ne yapsam içinden çıkamadığım,
felaha eremediğim şu duruma çare aradım ömrümce.. Ne yapsam da varlığımı
ilerlediği eksende yalpalamadan, saçmalamadan, kayda değer tutabilsem?
Varlığımdan ve varlığımın gideceği noktadan yana bir şüphem yok. Bir gün
gelecek ruhumu bana verene teslim edeceğim ve hesabımı vereceğim bu açık. Ama
nasıl kendimi dinç ve yürekli tutacağım?
Toprağa iz bırakmayı başaran insanlar değiliz artık.
Yaşadığımız çağ bizi hızla tüketen ve yok eden bir çağ. Kendimi dinç ve yürekli
tutmaktaki amacım neydi? Kaygım iz bırakmak mı? Sanmam. Adımın anılmasını
sağlayabileceğim birçok şey yapabilirdim ama hiçbirine heves etmedim. Kaygım
dünyaya bir fayda sağlamak mı? Hiç de değil. Çünkü kendi boşluğuna çare
bulamamış bir insanım. Tek derdim ayakta durmamı sağlayacak bir meşgale bulmak.
Ayakta ve dinç ve yürekli.
Benim için işte bu noktada şiir giriyor devreye. Ben şimdiye
dek şiir yazdığı için mutlu olan bir insan görmedim. Şiir yüzünden mutmain
olmuş bir insan da görmedim. Madem öyle hiçbir şeye ilaç olmayan şiire olan bu
iştiyak neden? Çünkü şiir insanı ayakta ve dinç tutar. Çünkü şiir beni ayakta
ve dinç tutuyor. Baş edemediğim ne varsa, yani gelip biriken ve beni aşan ne
varsa onlara dayanmayı ve yüklerimden kurtarmasa bile onları taşınır kılmayı
sağlaması yüzünden şiire yaslanıyorum. Şiir korkmamamı sağlıyor.
Şairler de diğer insanların yaşadığı duyguları yaşıyor. Bütün
mesele şairlerin bu duyguları çok yoğun yaşıyor olmaları. Sevgiyi, nefreti,
acıyı, sevinci yani insana ait bütün bu duyguları normal insanlardan çok daha
yoğun yaşamaları yüzünden şiiri bir denge unsuru olarak kullanıyorlar. Ya da bu
tamamen benim algım. İşte yazının başında sözünü ettiğim nereden geldiği belli
olmayan bu dert çekme biçimi beni şiire zorluyor. Nerden geldiği belli değil
diyorum çünkü bu hâl yaratılıştan mı kaynaklı yoksa insanın yapıp
ettikleriyle mi alakalı bilmiyorum. Böyle doğmuş da olsam, sonradan bu hâle
bürünmüş de olsam yaşadığım ne varsa bir noktada şiire dönüşüyor. Dönüşmese
beni mahvedecek biliyorum. Biliyorum çünkü bazı dizelerin peşinden koşarken
çektiğim kahır tarif edilebilir değil. Bunu tamamen rahatsızlık veren bir şey
olarak düşünmüyorum. Çok sevdiğim/çok sevindiğim bir durumun ertesinde de aynı
şeyi yaşıyorum. Bu bazen o kadar uzun zaman alıyor ki unutmamış olmama hayret
ediyorum. Bazı dizeler yaşadığım şeylerin/düşüncelerin arkasından gelirken
bazıları için yıllarca beklemiş olmam hayret verici. Bunu yaşadığım/düşündüğüm
şeylerin yoğunluğuna değil onları hazmetme sürecine bağlıyorum. Bu unut(a)mama
hadisesi zaman zaman insana haz veren bir durum olsa da ekseriyetle delirip
kurtulsam diyorum.
Biraz deli değilse insanın şair olması pek de düşünülebilir
değil. Sağlıklı insan işi değil şiir. Normal bir hayat yaşamayı başarabilmiş
insanların şiir tuzağına düşmeyeceklerini düşünüyorum. Ama asıl garip olan şu
ki normal bir hayat yaşamayı başarabilmiş insanlar delilerin
yazdıklarına/yaşadıklarına imreniyorlar.