İşte böyle sevgilim. İnsan konuşmaya başlayınca durmak
bilmiyor. Bazı eşiklerin aşılmaması gerekir. Bazı sözler asla söylenmemeli.
İnsan bazen hiç bilmiyor bunları. Uygun bir dille anlatmak istiyorum sana. Ama
bütün bunları söylemeyi de hiç istemiyorum. Hâl böyle iken nasıl olur da
uygunsuz olmam?
İşte böyle sevgilim. Saati ayarlamak için şarkıları
kullanıyorum hâlâ. Şarkılar, hâlâ o bildiğin uzun karamsar tünel. İçimdekileri
ayıklayarak girmeye çalışsam da öteye beriye takılıyor ayaklarım. Yüzüme
kahverengi gözlü olmanın o solgun ifadesi takılıyor. İnsan kendine duvar öremiyor çünkü.
Varoluşunun nereye denk geldiğini anladığında hissettiği o büyük yılgınlık
savunmasız bırakıyor kişiyi. Ah! Evet, işte hevessiz ve uygunsuz bir cümle
daha. Bunu sana söyledim mi? Kürek kemiklerimin arasında hiçbir işaret yok,
artık bundan eminim. İşte böyle sevgilim. Durup dururken kelimelerde tökezlediğim oluyor hâlâ. Bunu bana öğretmedin. Yürümeyebileydim yol da olmazdı hayatımda. Yürü dedin ve durmak bana düşmedi. Ben kelimesiz ne olurdum? İşte bunu hiç öğrenemeyeceğim. Alışveriş yapmayı da.
İşte böyle sevgilim. Sokağa çıkınca gözlerim kısılıyor hâlâ.
Hep aynı kaldırımdan yürüyorum. Aynı yerden alıyorum sigarayı. Çaycı Fikret
öldüğünden beri dışarıda pek çay içmiyorum. İnsan alışkanlıklarından
vazgeçmiyor. Çünkü vazgeçmek istediği koca bir yalan. Ne yani şimdi ben
değişirsem sevecekler mi beni? Kaşlarımın çatık olmasını mizacıma bağlayacaklar
mı? Neden vazgeçeyim solgun yüzümden? Hayatın başat figürü değilim ki ben. Hiç
öyle olmak istemedim. Beni fark etsinler istemedim. Yoksa kaybolan cüzdanımı
umursayabilirlerdi. Neden umursasın bilmem kaç milyar insan benim sokakta
yürürken sağ ayağımı bazen ritmik bir alışkanlıkla geriye doğru fırlatıyor
olmamı? Ben neden bütün insanların önünde bunu yaptığımı düşünerek utanayım?
Oysa şimdi biraz sağır çokça kör yürümekten ölesiye mutluyum.
İşte böyle sevgilim. Geceleri sıçrayarak uyanıyorum hâlâ. Zaman
geçiyor. Çocukların büyüyor olmasına şaşırıyorum hâlâ. Kocasına ilenen
kadınların sadakatine imreniyorum. Medeni cesaret dedikleri canavardan
iğreniyorum. Göz göze gelmenin bu denli yüceltildiği bir zamanda yaşıyor olmamı
hiç anlamıyorum. Yüksek topuklu ayakkabıları, reklam panolarını ve egzoz
dumanını garipsiyorum. Kahveyi az şekerli seviyorum.
İşte böyle sevgilim. Zarifoğlu’nu yanımdan ayırmıyorum hâlâ.
Başka kitaplarda da durdum oysa. Başka şairleri sevmeye çalıştım. Aslına
bakarsan bütün kitaplardan kurtulmak için çok uğraştım. Ama insan yalnız olmaya
katlanamıyor işte. İşte böyle sevgilim. Tam içimi dökecekken yutkunuyorum hâlâ. Trompet çalamıyorum. Kendi kitaplığımı yapamadım. Trene atlayıp şehir şehir gezmedim. Çenemi tutmayı öğrenemedim.
İşte böyle sevgilim. Uygunsuz cümlelerle seni özlüyorum hâlâ.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder