Zaman nasıl da kendinden habersiz bırakıyor insanı. Kimsenin
kâh diğeri için karşılamaya yeltenmediği bir hızla ve sessiz. Hep dönüp
baktığımız şu hayat var ya, işte ona hiçbirimiz hak ettiği kıymeti vermedik.
Hep daha çok anlaşılmayı, hep daha mutlu olmayı, hep daha iyi bir hayata sahip
olmayı düşleyip dururken, zamanın bizi hissettirmeden dünyanın kargaşasına dâhil
ettiğini ve elimizde ne varsa bunu hakir görme yanlışıyla günlerimizin
kaybolduğunu anlamadık.
Başkalarının hayatlarını görüp tartarak kendi
işlevsizliğimize lanet okumakla düştüğümüz yanlışın, hiç sahip olamayacağımızı
düşündüğümüz o muhteşem aşkların, kurulu cümlelerin, huzurlu evlerin ve rahat
hayatın aslında bizi farkında olmadığımız bir kangren gibi sarmalıyor oluşunu
ve kangrenin asıl kaynağının kendimize açtığımız yaralar olduğunu fark edemedik.
Çünkü kimse susmadı. Kimse ne kendini ne de başkasını dinlemeyi göze alamadı.
Hep konuşarak bulacağımızı sandık “o” hayatı. Eleştirerek, yargılayarak,
tartışarak buluruz sanıyorduk. Ne kadar çok okursak, ne kadar çok şey
öğrenirsek o kadar yaklaşacağımızı düşündük. Olmadı.
Hayatta o kadar çok yanlış yaptık, o kadar çok hatalı karar
verdik ki. Çevremizdeki insanlar o kadar çok anlayamadı ki bizi. Bütün
konuştuğumuz bunlar oldu. Mesela artık hiçbirimiz hatırlamıyoruz dişlerimizi
geçirdiğimiz o ilk elmayı. Sokaklarında bilcümle “gerçek” oyunları oynadığımız
ve eve dönmek istemediğimiz şehirde ne kadar mutlu olduğumuzu. Gel artık eve
geç oldu diyen kadının bize bakarken ne kadar merhamet dolu olduğunu. Artık
hiçbirimiz hatırlamıyoruz öğrendiğimiz ilk harfin heyecanını. Ufacık bir şeyi
başarmış olmamızdan dolayı babamızın yüzünde oluşan takdir ifadesini. Bisikleti
tek başımıza sürmeyi becerebildiğimiz o günü. İlk kez bir kıza bakarken
hızlanmasını kalp atışımızın. İlk kez başka bir şehre gidişimizi.
Çok uzun süre sessiz kalması gerekiyor insanın bunları hatırlayabilmek için. Ama vaktimiz mi var? İşe kim gidecek, bütün o yolları kim tepecek? Daha iyi bir araba alabilmek için gece gündüz kim hesap yapacak?
Çok uzun süre sessiz kalması gerekiyor insanın bunları hatırlayabilmek için. Ama vaktimiz mi var? İşe kim gidecek, bütün o yolları kim tepecek? Daha iyi bir araba alabilmek için gece gündüz kim hesap yapacak?
Bakın bu yazıyı okuyarak geçiriyorsunuz şu an vaktinizi. Ne
zamandır halini hatrını sormadığınız bir dostunuzu yine aramayı ihmal ettiğiniz
bir vakitte internet başında başka birinin hayat hakkındaki serzenişlerinden
kendi hayatınıza dair anlamlar çıkarıyorsunuz. Başka birinin ediminden
kendinizi dizayn edecek anlamlar bulmayı ümit ediyorsunuz. Bakın
televizyonlarda, gözünüzün önünde çocuklar ölüyor –ne olur ölmesinler
Allahım-, şöyle bir hayıflanıp, aslında
ne kadar şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz ve geçiyor her şey. Yine dönüp araba
markalarına, ev tasarımlarına, daha çok para kazandıracak işlere, magazin
haberlerine, hiçbir yere varmayan tartışmalara gömülüyorsunuz. Bakın zaman
nasıl da kendini hissettirmeden kendinizi yine o anlamsız sorular ve konuşmalar
arasında kaybetmenize neden oluyor.
Şimdi yıllardır kurmadığım cümlelerin bana kurulduklarında
getirecekleri yarardan daha fazla mutluluk sağladığını anlıyorum. Ne kadar
garip geliyor bütün bu kargaşa. Bütün bu uyanmalar falan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder