4 Ağustos 2016 Perşembe

Yoksun Hayat


Zaman nasıl da kendinden habersiz bırakıyor insanı. Kimsenin kâh diğeri için karşılamaya yeltenmediği bir hızla ve sessiz. Hep dönüp baktığımız şu hayat var ya, işte ona hiçbirimiz hak ettiği kıymeti vermedik. Hep daha çok anlaşılmayı, hep daha mutlu olmayı, hep daha iyi bir hayata sahip olmayı düşleyip dururken, zamanın bizi hissettirmeden dünyanın kargaşasına dâhil ettiğini ve elimizde ne varsa bunu hakir görme yanlışıyla günlerimizin kaybolduğunu anlamadık.

Başkalarının hayatlarını görüp tartarak kendi işlevsizliğimize lanet okumakla düştüğümüz yanlışın, hiç sahip olamayacağımızı düşündüğümüz o muhteşem aşkların, kurulu cümlelerin, huzurlu evlerin ve rahat hayatın aslında bizi farkında olmadığımız bir kangren gibi sarmalıyor oluşunu ve kangrenin asıl kaynağının kendimize açtığımız yaralar olduğunu fark edemedik. Çünkü kimse susmadı. Kimse ne kendini ne de başkasını dinlemeyi göze alamadı. Hep konuşarak bulacağımızı sandık “o” hayatı. Eleştirerek, yargılayarak, tartışarak buluruz sanıyorduk. Ne kadar çok okursak, ne kadar çok şey öğrenirsek o kadar yaklaşacağımızı düşündük. Olmadı.

Hayatta o kadar çok yanlış yaptık, o kadar çok hatalı karar verdik ki. Çevremizdeki insanlar o kadar çok anlayamadı ki bizi. Bütün konuştuğumuz bunlar oldu. Mesela artık hiçbirimiz hatırlamıyoruz dişlerimizi geçirdiğimiz o ilk elmayı. Sokaklarında bilcümle “gerçek” oyunları oynadığımız ve eve dönmek istemediğimiz şehirde ne kadar mutlu olduğumuzu. Gel artık eve geç oldu diyen kadının bize bakarken ne kadar merhamet dolu olduğunu. Artık hiçbirimiz hatırlamıyoruz öğrendiğimiz ilk harfin heyecanını. Ufacık bir şeyi başarmış olmamızdan dolayı babamızın yüzünde oluşan takdir ifadesini. Bisikleti tek başımıza sürmeyi becerebildiğimiz o günü. İlk kez bir kıza bakarken hızlanmasını kalp atışımızın. İlk kez başka bir şehre gidişimizi.

Çok uzun süre sessiz kalması gerekiyor insanın bunları hatırlayabilmek için. Ama vaktimiz mi var? İşe kim gidecek, bütün o yolları kim tepecek? Daha iyi bir araba alabilmek için gece gündüz kim hesap yapacak?

Bakın bu yazıyı okuyarak geçiriyorsunuz şu an vaktinizi. Ne zamandır halini hatrını sormadığınız bir dostunuzu yine aramayı ihmal ettiğiniz bir vakitte internet başında başka birinin hayat hakkındaki serzenişlerinden kendi hayatınıza dair anlamlar çıkarıyorsunuz. Başka birinin ediminden kendinizi dizayn edecek anlamlar bulmayı ümit ediyorsunuz. Bakın televizyonlarda, gözünüzün önünde çocuklar ölüyor –ne olur ölmesinler Allahım-,  şöyle bir hayıflanıp, aslında ne kadar şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz ve geçiyor her şey. Yine dönüp araba markalarına, ev tasarımlarına, daha çok para kazandıracak işlere, magazin haberlerine, hiçbir yere varmayan tartışmalara gömülüyorsunuz. Bakın zaman nasıl da kendini hissettirmeden kendinizi yine o anlamsız sorular ve konuşmalar arasında kaybetmenize neden oluyor.

Şimdi yıllardır kurmadığım cümlelerin bana kurulduklarında getirecekleri yarardan daha fazla mutluluk sağladığını anlıyorum. Ne kadar garip geliyor bütün bu kargaşa. Bütün bu uyanmalar falan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder